beşiktaş basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beşiktaş basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2012 Cuma

Partizan-Beşiktaş

yürolig grubumuzdaki takımlar belirlendiğinde kafamda yenilebiliriz diye kurduğum tüm maçları kaybetti beşiktaş.barça ve partizan deplasmanlarıydı bu kayıp olarak tahtaya yazdığım mücadeleler.rytas deplasmanında da yalan yok evsahibini daha avantajlı görüyordum ki takımım beni güzelce göt etmesini bildi ve kazandı.fakat bu hafta aynı tatlı göt oluş hissini yaşayamadım.yine de maç içinde rakibi devamlı yakalamaya yaklaştığımız ama sürekli de elimizden kaçırdığımız bir basketbol mücadelesi yaşadık.hal böyleyken iki üç kritik hatayla kaybetmiş olmak ve 16 sayılık ilk maç avantajını kaptırmayıp ikili averajda partizanı altımızda tutmak top 16 iddiamız açısından geceyi karlı bitirmemize neden oldu.
gece herşeye rağmen karlı bitti dedik ama göze batan eksiklerimizi de pollyanna olup görmezlikten gelmek biraz zor oldu bu akşam.hepsinden önce takımda hala voltran oluşmuş değil.voltrandan kastım kemik bir hücum üçlüsü,devamlı güven duyacağınız bir athos porthos aramis silahşör üçlüsünün yaratılamamış olması.avrupada oynadığımız bütün maçlarda ve ligdeki karşılaşmalarda elimizde her maça aynı skor gücünü yansıtacağını bildiğimiz ve şimdiye kadar yansıtan tek bir oyuncuya sahibiz;o da curtis jerrells.d'artagnan'ımız saha kenarında tüm ihtişamıyla takımını bir seviye yukarı çıkarmanın mücadelesini yapıyor ama parkede henüz henüz o silahşörler tam oturamadı.vaziyet böyle olunca bizim maçlarımız da jerrells'a eklediğimiz yancıların performansına endeksli halde seyreder oldu.rytas maçında bu maçta olduğu gibi markota o yancı rolünü üstlendi ama rytas maçı kazanılırken bu maç kaybedildi.nedeni ise oldukça basit.iki kişinin nesi var üç kişinin sesi var.rytas maçında cevher ve dasiçle gelen 4 numara katkısı ve tutkunun falkerla yarattığı oyunlara eklediğimiz savunma performansı maçı almıştı.jerrells-markota ikilisi ise bugun hucumda neredeyse sıfır destekle oynadılar.muratcan ilk yarıda takımı iteleyip oyunda tuttu,ikinci yarı birazcık dasiç o görevi üstlenir gibi oldu dedik o da lulic'le yaşadığı atışmanın ardından hem maçı hem kendini bitirdi.aslında dasiçten önce ben 3.silahşör olabilirim dedidiğini duyar gibi olduğumuz bir christopher vardı ama ona da ilk partizan maçından sonra ne oldu bilen yok.
d'artagnan dertli
güvendiğimiz bu dağlara kar yağınca takımın hücumunu şekillendiren oyuncu sayımız çok kısıtlandı ve pionirden mağlup ayrıldık.ayrıldık ama bi an önce d'artagnan'ın christopher ya da dasiç'e kendi rollerini hatırlatması gerek.hatta serhat çetin'e.kendisi benim geçen seneki başarıda(bir bjk basket yazısı yok ki geçen senenin adı anılmasın) aslan payı verdiğim bir isimdi.ama bu sene ya geçen seneki takım arkadaşlarını özlediğinden ya da hawkinsi aldın dudley'i aldın beni niye almadın diye ergin atamana tavır koyduğundan bi türlü kendine gelemedi.son periyotta kritik bir üçlük soktu şimdi kendine gelecek heralde dedikten sonra bir top kaybı bir faulle kendine gelmek yerine benche geldi.eğer bu takım jerrells'a yancı değil ortak bulacaksa serhat'ın christopher'ın ve dasiç'in bir an önce toparlanmaları şart.peki beşiktaş bu kadar kötü gününde olan oyuncu topluluğuna rağmen nasıl oyunda kaldı? muratcan ve vidmar sağolsun devamlı umut pompaladılar takıma ve bize.muratcan ilk yarı vidmar da 3.çeyrekte kritik eşik olan 5 sayılık farkı kapattığımız dakikaların baş mimarıydılar.

özellikle muratcan ilk yarı topu taşıma yükünü jerrells'tan aldı ve onun skorunun patladığı anlara tanıklık ettik.takımda görünen temel sorun olan 'ver jerrells'a ya o hücumu bitirsin ya da onun penetresiyle beraber kanatlara açılan şutörlerimize boş üçlük pozisyonu yaratılsın' hücum prensibine çeşitlilik kattı ve fark yarattı.tabi ki herşey anlattığım kadar basit değil ama ana hucum felsefemiz kabaca böyle tasvir edilebilir.muratcan da tam burda devreye girdi ve hem vidmarı besledi,hem de dolaylı yoldan jerrells'ı.bu hücum kısırlığını gidermemize yardımcı olan bir diğer isim tutku idi ama ondan bu akşam yararlanamadık.vidmar ise öyle bir 3.çeyrek oynadı ki o şanssız 3.faulü almasa büyük ihtimalle o çeyreği artı dörtlük bir sayı farkıyla kapatacaktık.savunmada boyalı alanı çok güzel doldururken hücumda da set tempomuzu yukarıya çekmeyi başarmıştı.gel gelelim ki her güzelin bir kusuru varken onun da bugun iki kusuru birden hortladı.hem faullerde bir baby shaq sendromu yaşadı hem de en verimli oynadığı zamanlarda 3.faulünü alıp kenara geldi.maçta o kenara geldikten sonra koptu bana kalırsa.falker da erken faulle kenarda oturunca savunmamızın temel iki direği çökmüş oldu.vidmarın boşluğunu dasiç ve markotayla kapatmaya çalışan erman kunter yanlış tercih yaptığını dasiç üzerinden yediğimiz sayılar sonrasında anlamıştır sanırım.dasiç yerine barış hersek hamlesi daha bir direnç katabilirdi diye düşünüyorum ama d'artagnan'ın düşüncesi başka olmuştur kesin diyip susuyorum.
netice itibariyle korkunç faul yüzdemize eşlik eden savunma dengesizliklerimiz maçı aldı gencecik partizana verdi.bize de güzel dersler çıkardığımız(çıkardığımızı umuyorum) bir maç yaşattı.dilerim önümüzdeki mücadelelerde athos ve portos'umuz aramis'ine kavuşur.kavuşacaktır ben inanıyorum.

9 Kasım 2012 Cuma

Lietuvos Rytas-Beşiktaş

cska ve fener maçlarını izleyemedim isteğim dışında gelişen ve 40 gün 40 gece süren doğumgünü kutlamalarım yüzünden.o yüzden o maçlardaki yenilgileri uzun uzadıya değerlendiremeyeceğim.yine de biliyorum ki takım benim yokluğum yüzünden o mağlubiyetleri aldı,hem onlar adına hem de kendim için üzgünüm,tekrarlanmaması için elimden geleni yapacağım.maçları izlemediğimi söyledim ama erman kunter'in fener maçından sonra yaptığı 'türk oyuncular pas vermeyi bilmiyor' açıklamasından haberdarım ve yenilgilerin oyun içinde aşırı durağanlaşmadan kaynaklandığını az çok kestirebildim bu geceki maçı izledikten sonra.
paslaşmayı da mı ben öğreteyim genşler
rytas takımı litvanya ekolünün köklü takımlarından,her daim çekinilmesi gereken güçlü bir ekip ama geldikleri ekolün imzası olan oyuncuları barındıran bir takım değiller.litvanya denilince akla gelen fundemantali yüksek ayağı hızlı skor gücü fazla olan uzun oyuncuları yok,yine hep keskin şutörlerin yetiştiği topraklara sahip olmalarına rağmen o tarz bir şutöre de sahip değiller(%29la üçlük attılar,7/24'lik bir isabet oranıyla).ve yine yetiştirdikleri önemli guardlara rağmen ellerindeki en önemli yetenek ve oyun kurucuları sırbistan doğumlu nedovic.hal böyle olunca beşiktaş oyunu isterse alacak istemezse rytas oynayacak ve ona göre şekillenecekti.ilk yarıda da beşiktaş genelde oyunu istememeyi tercih etti.erman kunter'in yakındığı oyuncular hücumda statik kaldılar,jerrels topu getirdi çoğu zamanda getirdiği topu kendisi potaya götürdü.üstüne bir de ribauntlara yardımı elzem olan kısalarımız o görevlerini aksatınca rytas bir ara arka arkaya 3 hücum şansı yakalayacağı ribauntları çeker oldu.hem düşük bütçeli,hem de pota altında uzuuun kuleler yaratan pivotlara ya da yaldır yaldır yardıran oyunun statikliğini aşmanızı sağlayan yıldız guardlara sahip değilseniz yapmamanız gereken tek şeyin savunma direncini azaltmak olduğunu biliyor koç.beşiktaş ilk yarıda genelde koçunun bildiğini ve yapılmasını istediğini değil de inatla istediğinin tam tersini yaparak rakibini oyunun içine çekti.peki nasıl oldu da oyundan kopulmadı?
kopulmadı çünkü serhatla tutku oyuna dahil edildi.bir de muratcan'ın rakamlara yansımayan ama takımı iten enerjisi var tabii.beşiktaş 10 üzerinden 7lik oyuncularla hatta bazı yerlerde 6lık oyuncularla kurulu bir ekip.bir farmar ya da bir mccalebb yok ama topu paylaşırsa(ki koçun paslaşmaktan kastettiği bu,asist fazlası bir ekip yaratmak) puanı 10 üzerinden 8lere 9lara çıkan oyunculara sahip.jerrels gibi,markota gibi,christopher gibi.2 numaraya kayıp bitirici rolüne soyunduğunda jerrels'ın geçirdiği evrime hepimiz tanıklık ettik.christopher da bugun o yüzden verimli olamadı bana kalırsa,topu potaya atan oyuncu olmaktan ziyade devamlı topu potaya götüren ve zorlayan oyuncu pozisyonundaydı.hala rollerin tam oturamadığını ve hala zamana ihtiyacımız olduğunu onun performansından anlayabiliriz.serhat,tutku ve muratcanın oyun içindeki bu durgun zamanları koçun istediği oyuna yaklaştırarak bitirmede kritik rollerde olduklarını da gördük maç boyunca.tutku'lu ve jerrels'ın iki numaraya kaydığı oyun devamlı bir fazla pas yapılan,hızlı ve uzunların etkili olduğu(falker bile tutkunun ikili oyunundan sayı çıkardı daha ne olsun) tarzda oynanırken dümen jerrels'tayken takım daha durağan bir yapıya bürünüyor.keza serhat parkedeyken içeriye penetreleri ve screen çıkışlarından bulduğu sayılarla o dinamizmi sağlamakta başarılı.takımda gördüğüm ve koçun da gördüğünü düşündüğüm en büyük eksiklik olan hücum kabızlığını aşmanın tek yolu da topu döndüren bu oyuncuların daha çok dakika alması ve jerrels'ın iki numarada daha fazla kullanılması olacaktır kanımca.
 
arkaya at kanka




bugunkü galibiyetin gelişi de yukarıda bahsettiklerimizin uygulanmaya başlanmasıyla oldu.tutku'nun falker'ı beslemesi,markotanın doğru zamanda topla buluşturulması,serhat'ın kendi oyununu oynaması ve jerrels'a doğru pozisyon hazırlanmasıyla maçı kopardı beşiktaş.markota ve dasiç ikilisinden 21 sayılık verim alınması(dasiç hakkında yorum yapmıyorum,totem denemesindeyim,yorum yapmayınca iyi oynayacak bugunkü gibi göreceksiniz),jerrels'ın rakip potaya 27 sayı bırakması ve takım asist sayımızın 12 olması maçın kritik rakamlarıydı.ama ben bugun en büyük payı falker'a vermek istiyorum.maç bitimine 3 buçuk dakika kala fark 4 iken markotaya indirdiği top,onun dönüşündeki en kritik savunma ribauntını çekmesi(maç boyu bu konuda ne kadar zorlandık herkes gördü) ve yine maçın bitimine bir buçuk dakika kala jerrels'a yaptığı perdeyle ona boş koridoru açıp rytas'a son darbeyi vurması benim gönlümde maçı kazandıran isim olmasına yetti.sonuç olarakta geride top 16 için yarıştığımız üç rakibimizi de yendiğimiz(iki tanesi deplasman galibiyeti üstelik) ve  koskocaman avantaj yakaladığımız güzel bir basketbol gecesi kaldı.bitirişi de bugunün kahramanı falker'ın jamaika forması altındayken seslendirdiği güzel bir türküyle yapalım;

bir ufak dipnot;bizim maçımızdan sonra yayınlanan cantu-fener maçını izledikten sonra,o takımda atıl olarak kullanılan kaya peker(bütün iticiliğine rağmen) ve barış ermiş'in bizim ekipte olsalar ne kadar büyük fark yaratabileceklerini düşünmeden edemedim.özellikle kaya çok büyük etki yaratırdı.böyle atıl kullanılıp da bizde büyük etki yaratacağını düşündüğüm bir diğer isim de ermal kurtoğlu.onla tutku açık'ın kuracağı bağ bizi iki üç tık yukarıya çekebilirdi.nasip kısmet tabi bu işler..

26 Ekim 2012 Cuma

Barcelona Regal-Beşiktaş: ''Neden Olmasın?''

basketbolun az çok içinde olan bir insan bu akşamki maçtan alacağımız galibiyetin çok ekstra olacağının bilincide geçmiştir muhtemelen televizyonun başına.ben de izlemeden önce yenilsek bile oyunun içinde kalalım,barça maçı son dakikaya kadar koparamasın diye niyetlenerek izlemeye koyuldum.sonra da 'ya olursa' umudumu canlı tutmasını bekledim takımımın.ismail şenol da aynı duyguları yaşamış olacak ki her barçaya yaklaşımızda neden olmasınlar dilinden düşmedi.ismail şenol'un maç anlatımını da her türlü murat kosova'ya tercih ederim onu da belirteyim.
maça dönersek eğer;dediğim gibi bu maç bizim yürolig maceramızda yenildiğimiz için üzülmemizi gerektiren bir maç değildi hatta maçın tamamına yakınında oyunun içinde kalan takımımız geleceğe yeteri kadar umutla bakmamızı sağladı da denebilir.vidmarla rotasyonlu oynayan falker için maç başlamadan önce bayramın da verdiği gazla bir dua etmiştim,bu gece bu çocukları faul problemine sokma önümüzdeki tüm tbl maçlarında ilk periyotta beşer faulle atılsalar bile ses etmem allaaam dedim ama duamız kabul olmadı.olmayınca da markota destekli içeri gömülerek sergilediğimiz pota altı savunmasıyla,falker merkezli aşırı bol yardımlaşmalı alan savunmamız sekteye uğradı.üstüne rakibimizin kendi yarattığı bu madeni bir sierra leone elmas ocağına dönüştürecek kalibrede oyuncularla donatılmış olması da eklenince maçı kaybetmiş olduk.üstelik juan carlos navarro'dan hiç yara almadan tamamlamışken mücadeleyi(sıfır sayı,bir asist).gerçi beşiktaş'ın bu seneki oyun planında dış oyuncu savunmasından yana pek sıkıntı çekmediğini görebiliriz ki barça deplasmanında barçadan 9 da 1 üçlük isabetiyle sadece üç sayı yemek savunma başarısıdır.bu başarıyı bi nebze navarro'nun ilk beş başlamadığı için bence koç pasqual'e birazcık küskün şekilde oynamasına borçlu olabiliriz ama muratcan'ın etkili savunmasının onun oyuna küsmesini hızlandırdığını da söylemek mümkün.zaten bu sene kolları kolay uzayan,savunmada yardımlaşmayı seven,ribaundları toplamaya yardımcı kısalara sahip olduğumuz için işin canı koca adamların savunmasına göre şekillenecek gibi.bugunde o savunmadaki yaralarımız olayı buraya getirdi,rakibin uzunlarından aldığı verime şöyle bir bakarsak;
ante tomic(4/7 boyalı alan isabeti,11 sayı)
erazem lorbek(3/5 boyalı alan isabeti,6 sayı)
nate jawai(6/8 boyalı alan isabeti,14 sayı)
buna forvetleri pete mickeal'in 11 sayısı(4/7 isabetle boyalı alandan üretti bu sayıları) da eklenince bizim uzunlarımızın oyunda verimli şekilde kalmasının ne kadar önem arz ettiği ortaya çıkmakta sanırım.falker'ın skor üretim beklentisiyle alınmadığı,vidmar'ın da daha çok kendisi için hazırlanan oyunları bitirmeye yönelik bir hücum gücü olduğunu düşündüğümüzde dış oyuncuların üretkenliğine,3 ve 4 numaraların hareketli oyunlarından gelecek sayılara ve üç oyun kurucumuzun yaratacağı elit basketbol aklına ihtiyacımız her maç olduğundan daha da fazlaydı bu maçta.jerrels'ın 18 sayılık performansına en az bir oyuncumuzun benzer bir skor katkısıyla eşlik etmesi gerekiyordu ki bu da gerçekleşmedi.
dasiç hala takımdaki tabata sendromunu üstünden atmış değil.bugun de yine çok şey yapmak isteyip dişe dokunur bişey yapamadı.sorumluluklarının bi an önce netleştirilmesi lazım koç tarafından.dasiç'ten verim alınamayınca da cristhopher'ın jerrells'a ortak çıkması zaruri bir durum olmuştu ama o da bu gece vasat kalınca ve her yakaladık dediğimiz anda yaptığımız top kayıplarıyla birleşen boş hücumlar yüzünden barselonadan elimiz boş döndük ama umutsuz dönmedik.her ne kadar pota altımız belli zamanlarda bir elmas madenine dönüşmüş olsa da takımı bu gece maçta tutan faktör savunmada gösterilen dirençten başkası değildi(hücümdaki verimsizliğimize tekrar tekrar dönmeye gerek yok heralde).anlaşılan o ki beşiktaşımız yürolig seviyesinde izlediğimiz savunma standartlarını iyi kötü tutturmuş ve bunu brose baskets'e de barça'ya da uygulayabilir durumda.brose maçını savunmayla kazanabilirken(o gün ayrıca dış şut yüzdemizde gayet iyiydi) barça deplasmanında salt savunma direnciyle maç almayı beklemek iyimserliğin de ötesinde bir beklenti olurdu.herşeye rağmen istanbuldaki rövanşta taraftarın da kafadan 10-15 sayılık bir skor katkısı olacağını varsayarsak bu sefer daha inançlı bir 'neden olmasın' çıkarabiliyorum içimden.bekliyoruz seni barselona.ha unutmadan;


19 Ekim 2012 Cuma

Beşiktaş feels devotion;hem de iliklerine kadar.

 
herşeyden önce yıllardır beşiktaşımın yürolig sahnesindeki silüetini hayal ede ede,devotion tema müziğiyle armamızı yan yana düşüne düşüne,murat kosova'nın,ismail şenol'un,-o zamanlar daha ntvspor bünyesindeydi- kaan kural'ın bizim maçlarımızı anlatacağı gün gelecek mi diye diye vücudumu yukarıdaki videodaki kıvama kendiliğinden getirdim.orada yiğit özşener etkisiyle havaya sokuluyo dinleyiciler ama benim yiğite gerek duymaksızın çalışan hayal gücüm geçen haftaki partizan maçına kadar kurdu da kurdu.artık patlamaya hazır bir bombaydım.sonuç mu;ben de erken boşaldım!
nedenine gelince,yürolig sahnesi dediğimiz sahneye takımımın bu kadar hızlı adapte olabileceğini,takım kimyasının ve rol paylaşımının bu kadar erken oturacağını hiç ama hiç tahmin edemedim.hem de tamamen yerel liglerinin şampiyonlarından oluşan bu grupta mücadele edileceği gerçeğiyle karşı karşıyayken.
grup d anlık puan tablosu
evet iki hafta sonunda yukarıdaki sıralama epey tatmin edici olsa gerek,hatta rüya başlangıç desek abartmış olmayız.önümüzdeki 3 maç sonunda(barça deplasmanı,cska evimizde ve rytas deplasmanı) sıralamamızı korumamız mucize sayılabilir ama partizan gibi ekol bir ekibi (ki bu geceki maçta cska'yı avlıyorlardı,uzatmalarda kaybettiler)içeride ve 3 yıldır yürolig tecrübsine sahip bir brose baskets takımını deplasmanda 15 sayıyla devirmenin de önümüze bazı gerçekleri sunduğunu kabullenmemiz gerekir.
herşeyden önce basketbolda başarıya giden yolun sağlam bir kimya oluşturulmasından geçtiği ve bu kimya denen meretin de öyle kolay kolay kurulamadığı kabak gibi ortadayken sil baştan yaratılan bu ekibin sergilediği performans takdirden daha fazlasını hakediyor.erman kunter basketbol felsefesini her maç biraz daha fazla oturtmakta takımına.
partizan maçında da türk telekom maçında da ve bu geceki maçta da takım için yöneltilen eleştiri hep aynı;size'lı bir beş numara eksikliği,5 numara oynatılan vidmardan alınan verim ve savunmada net bir uzunun olmayışından doğabilecek sertlik oluşturamama durumu.
şöyle söleyeyim erman kunter'in yarattığı bu takım 5 numaraları oyunun merkezine alarak yaratılmış bir sistemde oynamıyor ve koçun da bu konuda eksiklik duyduğunu sanmıyorum.aksine takımı kısaltarak oynadığı bölümlerin(tutku-muratcan-jerrels üçlüsünün birlikte oynadığı zamanlar) net 5 numaralara sahip takımların oyunlarını bozmaya yönelik bir strateji olduğunu düşünüyorum.zaten son üç maçta kısalarımızın takıma yaptığı skor katkısı bunun planlanan bir şey olduğunu daha net göstermekte.
savunmada ise gözlemlediğim bir şey var;markota-vidmar-falker-barış hersek dörtlüsünün en kritik dörtlü olarak sistemi işlettiği.şöyle düşünün,vidmar(avrupada falker yedekliyor,tbl'de barış hersek) bir topaç ve topaçın ağırlık merkezi,dik durup dönmesini sağlayan temel direk.yani potamızın altındaki tek caydırcı sertlik unsuru.peki tek caydırıcı unsura sahip bir takımda nasıl bu savunma sertliği oluştu? onun cevabı da markota önderliğinde kurulan yapıda.markotayı toptan bağımsız olarak partizan maçı ve bugunkü maçta özellikle takip ettim ve topaçın sağa sola yatmadan net bir şekilde dönmesini sağlayan isimlerin başında geldiğini gördüm.topaçını rüzgardan koruyan bir fanus gibi o da vidmarın önünde,faul çizgisinden çizilecek bir yarım dairenin hizasında savunmaya derinlik katarak potasını gayet iyi savunmakta.yardım savunması tabirini abartıp pivotuna 'sana kimse dokunamaz merak etme' savunması yaptığını söyleyebiliriz.
tek damir markota'yla yürüdüğünü söyleyemeyiz tabi ki bu savunma sertliğinin.falker'ın avrupa sahnesinde ortaya koyduğu savunma katkısının nasıl önemli olduğunu bugun de gördük.tamam pozisyon bitirme konusunda sıkıntılı ama her topa el sokması,blokları ve ribaund katkısı savunma adına çok önemli.ayrıca kısalarımızın içeri gömülerek yaptıkları boyalı alan savunması ve yine ribaunda yaptıkları katkı bizim boylu poslu uzun eksiğimizi fazlasıyla gidermeye yetiyor.hatta öyle ki bu geceki maçta tutku bir ribaundı yerden aldı,cristopher,muratcan,serhat da hep atış sonrası topların peşine düşen kısalarımız.muratcanın 7 ribaundla maçı kapatması olayın özeti zaten.
işin savunma yönü böyleyken hücum kısmında konsantrasyon düşüklüğüne bağladığım türk telekom maçı haricinde takım hiç zorluk çekmedi.bunun nasıl sağlandığına gelince,baskette tekrar etmekten sıkılmadığım ve doğruluğuna yüzde yüz inandığım bir önermenin farklı şekilde uygulanması hücumdaki üretkenliğimizin baş mimarıdır bana kalırsa.'her takım oyun kurucusu kadar oynar' inandığım bir önermedir fakat bizim topa yöne veren oyuncularımıza baktığımızda hiç birinin tek başına takımın kalitesini yükseltemeyeceği gözükmekte.hal böyleyken madem elimde elit bir oyun kurucum(bkz;carlos arroyo,bo mccalebb vs vs) yok bende tutku-muratcan ve jerrels üçlüsünden bir elit hucum aklı yaratırım demiş olma ihtimali çok yüksek erman kunter'in.çünkü oynanan oyuna baktığımızda bu üçlü sanki tek bir oyuncuymuş gibi oynuyor ve birinin yapamadığını diğeri gerçekleştirerek takım organizasyonunu çok doğru şekilde işletiyorlar.tutku jerrels'ın eksik olduğu arkadaşlarını oyuna sokma konusunda iyi işler yaparken(ikili oyun kısmı iyi iş'ten çıkıyo,o tutkunun alamet-i farikası) jerrelsta tutkunun zorlandığı sayı bulma işini üstlenmekte.hem de ne üstlenme.muratcana geçmeden jerrels konusunda bir parantez açayım.
 
curtis 'the erman in the pitch' jerrels
herkes jerrels'ı fenerbahçedeki performansı üzerinden değerlendirip beşiktaşla mayasının tutmayacağını düşünüyordu.o önyargıyı kırabilecek ve jerrels'ın yüroligte başarı için elzem olan özelliklerinden(skor yaratma,penetre ve sorumluluk alma) yararlanabilecek bir koça sahip olduğumuz gerçeğini gördükten sonra yavaş yavaş bu görüşler değişmiştir umarım.jerrels'ın parkede erman kunter'in egosuyla oynadığını düşünüyorum.sanki vücut jerrels ama akıl erman kunter'miş gibi bir oyun sergilemekte amerikalı oyun kurucumuz.benzetmeyi netleştirmek açısından şu örnek verilebilir;futbolda 100.yılda gelen lucescu-sergen ilişkisi nasılsa kunter-jerrels ilişkisi de o şekilde gelişiyo bana göre.bugun içeri penetre edip bitirmek yerine ekstra pasla markotaya sayı şansı verdiği bir pozisyon vardı ki bu bile jerrels'ın nasıl erman kunter aklıyla oynadığı göstermeye yeter.
jerrels parantezini de böyle kapattıktan sonra elit basketbol aklımızı oluşturan son parçaya gelelim.muratcan tutku'yu da jerrels'ı da oyunda yükselten isim.hem ikisini besleyen hem ikisinden de beslenen bir pozisyonda.(bkz;partizan ve bugunkü maçta tutkunun asistleriyle attığı üçlükler).savunmayı ve hücumu bir tık yukarı çeken bir enerjiyle oynadığı gözlerden kaçmamalı.
takım o kadar güzel ki yazdıkça yazası geliyor insanın,daha falker'ın nasıl tam bir görev adamı olduğundan,cristopher'ın muratcan gibi hem savunmada hem hücumda verimliliği kat ve kat arttırdığından bahsedemedik.dasiç ne ayak derseniz,hala sabretmemiz gerektiğine inanıyorum.onun devreye girmemesine rağmen iki yürolig maçından galibiyetle ayrılmamız zaten takım kimyamızı ortaya koyuyor,o da devreye girdikten sonra parkedeki alternatifi inanılmaz çoğalan bir ekip olacağımıza inanıyorum.sonuç olarak beşiktaşımız erken boşalma sorununa yol açsa da yürolig tutkusunu iliklerine kadar hissettiğini gösterdi.beşiktaş kanserini yaşamaktansa hep erken boşalmaya razı olduğumu da belirtmem gerek.geriye abdi ipekçi'yi tamamen doldurarak gereken desteği sağlamak kaldı,o da bu galibiyetlerden sonra gelecektir tahminimce.
 
son olarak şunu söylemek isterim,murat kosova maçı stüdyodan anlattığı için bu kadar ruhsuzdu galiba diyerekten iyi niyetimi korumaya çalıştım.ardından yayınlanan maccabi-siena maçını da ismail şenol'un coşkulu anlatımıyla izledim.sonra düşündüm ki ya ismail şenol'un basketbol aşkı kosova'nınkinden fazla ya da kosova kendisine ömer onanlı fast breakler izletemediğimiz için bu kadar üzgün.



12 Ekim 2012 Cuma

Bi şamar atın lan

bilmiyorum benim gibi hislerle dolu kaç beşiktaşlı vardır ama bugun siyah beyazlı takımımı euroleague seviyesinde mücadele ederken görecek olmak benim için çocukluk hayalimin,hem de ütopik gördüğüm hayalimin gerçekleşmesi demek.ibrahim kutluay'ın pana'lı formasıyla kupayı kaldırdığı yıllarda imrenmeye başlamıştım bu organizasyona.aslında çok da eski bi zaman değil ibonun pana yılları ama biz daha toyuz demek ki.
senee tee 2002 hey gidi hey
herneyse çocuk halimle bile bodiroga'nın ne kadar büyük basketçi olduğunu anımsar,ibonun üçlüklerini net hatırlarım,o gün büyülendiğim bu platformda beşiktaşımın mücadele edebileceğini ise hiç hayal edemezdim.şarapçı ayuso'lu,radko varda'lı,el-amin'li,ıverson'lı,deron williams'lı onca kadro izleyerek ve her sene şampiyonluk ümidi besleyerek bu zamana kadar geldim.sonucunda ise geçen yıl kazanılan tbl şampiyonluğu(şaka maka kazandık dimi lan) ve akabinde gelen euroleague bileti.hem de ilk maç partizanla daha ne olsun.bugunkü maç başladığı anda oturup ağlarım diye düşünüyorum ama hayırlısı tabi.abi bugun milli maç var diyenlereyse diyecek bişeyim yok,benim milli formamdaki renkler siyahla beyaz.

2 Ekim 2012 Salı

4 oldu:Cumhurbaşkanlığı kupası da bizim

2012 bitmiyor,bitmedikçe kupalara da kupalar ekleniyor.herkesin dilinde çocuklarıma şunu şunu anlatacağım,onlara şunu şunu miras bırakacağım lakırdısı var,kendi şahsım adına da çocuklarıma 2012 yılının beşiktaş basketbol takımını destanlaştırıp anlatacağım.ya da kasmasam mı,zaten destanlaşmadı mı bu başarılar?
maça dönersek..
öncelikle erman kunter'in takımın başına geçmesi en olumlu adım oldu feda sezonunda,maddi manevi daralmanın yaşandığı bu yılda yeni yapıya en uygun isim kesinlikle erman kunterden başkası değildi ve pazar günü bunu çok net anladık.yine ligdeki en iyi koça sahip olduğumuzu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.neden mi?
bir takım düşünün ki ermal kurtoğlu(ki bjk'ye almak ister misiniz diye sorsalar erman hoca havada kapar eminim)'na rotasyonda yer bulamayacak kadar geniş bir kadroya,daha doğrusu geniş bir uzun rotasyonuna sahip,diğer tarafta temiz bir 5 numarası olmayan,hadi vidmar'a haksızlık olmasın,bir tek vidmara sahip olan bir takım.
tamam iki takımda hazır değil henüz ama kağıt üstünde bariz avantajı olan taraf anadolu efesti fakat 2012 yılında görmeye alışık olduğumuz gibi parkede daha fazla mücadele eden yine kazanan taraf oldu.salt mücadele gücüyle açıklanamayacak bu galibiyetin arkasında yatan etkense erman hocanın efes uzunlarına karşı geliştirdiği savunma taktiği oldu.yeri geldiğinde uzuna inen topun akabinde uzunun etrafına aniden getirilen ikili üçlü sıkıştırmalarla,yeri geldiğinde ergin hocanın da final serisinde kullandığı adam adamalarda hızlı oyuncu değiştirmelerle,yeri geldiğinde de 3 saniyeye gömülü alan savunmasıyla rakibini devamlı şaşırttı erman hoca.ligin en iyi koçuna sahibiz argümanın arkasında da bu yatıyor aslında çünkü oktay mahmudi yine çare üretmekte zorlandı erman hocanın hamleleri karşısında.gerçi son saniye vujacic'in topu çemberi dövmeyip içeri girse şimdi herkes 3 kupalı takımı dağıttınız halimiz bu oldu allahınızdan bulun diyebilirdi ama henüz oturmamış bir takıma,hem de en zayıf olduğu alana en güçlü olduğu silahlarıyla saldıran bir ekibe karşı kazanılmış bir maç ve kazanılmış bir kupa hediye ettiği için başta erman hoca ve oyuncularımıza teşekkür etmemiz gerekir diye düşünüyorum.bu sezon umutlu olmamamız için hiç bir neden yok,2013 korksun hatta bizden!
kısa kısa oyuncu performanslarına geçersek;

Curtis Jerrels: arroyo'yu hepimizin gözleri aradı yalan yok.jerrels'ta arroyo'nun çıkış yaptığı yıllardaki savruk görüntüsünü andırıyor.ani çıkışlar,olmaz denilip oldurduğu basketler ve ani düşüşler,bunu da yapmaz dediğimiz hatalar.yine de tutkuyla beraber oynaması onu daha verimli kılacaktır ve katkısının götürdüklerinden fazla olacağı aşikar.
Patrick Christoper: pazar gününün en başarılı ismiydi.madem arroyo'dan başlayıp eskileri andık,christoper bu sene hawkins'in özlemini net bir şekilde dindirir.her alanda çok verimli.
Serhat Çetin:hidayetli-howardlı-rashard lewisli-jameer nelsonlı final oynayan orlandoda yer alsa rashard lewis olurdu.kariyerinin zirvesini yaşayan serhatın keyfini çıkarmak lazım.
Cevher Özer:eski kaptan gitti geldi o da kupayla tanıştı,ne yalan söyleyeyim siyah beyaz kendisine en iyi yakışan kombinasyon.savunmada etkindi.
Gasper Vidmar:sen varsan herşey tamam,sen yoksan herşey eksik.
Muratcan Güler:kardeşinden etkiliydi,hem kupayı hem de kardeşiyle olan düellosunu kazandı.
Tutku Açık:ismet badem'in maç sırasında ettiği güzel laflardan birisiydi sanırım tutku için söyledikleri;''ben sahaya girsem benimle bile ikili oyun oynayacak neredeyse tutku''.ikili oyunları oynama,uzunları oyun içinde tutma konusunda avrupada dahi en iyi guardlardan birisi olduğuna inanıyorum tutku'nun,tek eksiğinin şutunun yeteri kadar iyi olmaması diye düşünürken dün bütün cezaları kesti.yazın yine ismet badem'in dediği gibi bol bol şut çalışmış anlaşılan.bu sene çok kilit bir rol üstlenecek takımda ve milli formaya göz kırpacağını tahmin ediyorum.
Damir Markota:pazar günü herkesin eleştiri odağı olan kişiydi.erman hoca bi ara söz dinletmekte zorlansa da takıma yeni geldiği unutulmamalı.ayrıca hücumda ne kadar sırıtsa da savunmada mücadeleden hiç kaçmadı.bekleyelim derim.
Vladimir Dasiç:seneye ergin ataman ilk bu adama sulanacak aha şuraya yazıyorum.erman hoca'nın  avrupa basketbolu piyasasında parlatacağı büyük bir yetenek olacak bu sezon.
Barış Hersek:vidmar'ın yalnızları oynamamasını sağladı ve onun yokluğunda oyunda tutunmamızdaki baş etkenlerden biriydi.takımdaki rolü arttı ve bunun üstesinden çok iyi bir şekilde geldi.

18 Ağustos 2012 Cumartesi

David Hawkins ve fazlası

galatasaray blog ve forumlarını takip ediyorum da hepsinde ortak bi görüş var,david hawkins'in takımlarına beşiktaşta verdiği katkının bi benzerini vereceği ve çok faydalı olacağı yönünde birleşmiş hepsi.fakat ben gs'li arkadaşlara pek katılamayacağım çünkü kazın ayağı o kadar da uzun değil.
giden hawkins'in ardından ağlayıp bok atma politikası izlediğim de yok,hawkins'in değerinin farkındayım ve gs'ye fayda sağlayacağına eminim ama geçen sezonki gibi parlamayacağını ligler başladığında hep birlikte göreceğimize de çok büyük inanıyorum.
uuvv beybi güzel bi hareketlenme oldu bende
birincisi ergin ataman hawkins'in geçen sezonki uçuk performansının mimarıdır,bu sene de koçluğunu yapacak kişidir ama gs'nin kadro yapısı ergin atamana geçen seneki oyun planını uygulama izni verecek bir kadro değildir.hawkins bjk'de bi nevi yokluktan ve mecburiyetten itilmişti 'takımın herşeyi' pozisyonuna.türk rotasyonu kısıtlı,hatta olmayan bir  takımda(sezonun tümüne baktığımızda tek ciddi katkıyı veren isim serhat çetin'di,o da play-offların kırılma anlarında kayboldu) yabancıların üstüne bir sistem kurmak zorunda kalan ataman,daha önceki kariyerinde rol oyuncu modelinden kurtulamayan hawkinse kaptanlığı vermişti.deron williams'ın gidişinin elbet bir gün gerçekleşeceğini ve o gün geldiğinde elinde dişe dokunan tek adamın hawkins kalacağını düşünerek yapmıştı belki de bu planı.deron döneminde yine rol oyuncusu olarak takımına katkı vermeyi sürdürdü hawkins,ne olduysa williams sonrası oldu.lokavt sonrasının kaosunda kurulan yapı(arroyo-mensah bonsu) hawkins'in ekmeğine yağ sürdü çünkü takımın herşeyi olduğunu koç ataman her maç sonu röportajında mikrofonlara iletiyor,sen saha içinde bu adamların birleştiricisi olacaksın mesajını oyuncusuna aşılıyordu.
düşünsenize durmadan en değerli olduğunuzu hissettiğiniz bir takımda mücadele ettiğinizi,herşeyin size endeksle kurulduğu(rotasyon darlığından zorunda kalındığı da denebilir) bir takımda,her maç 36 dakikalara yakın süre aldığınız bir sezonda en üst performansınızı vermezdiniz de napardınız?
arroyonun egosunu törpüleyip gelmiş olması,hawkins'in rolünde çalmayıp onun rolünü tamamlaması,erceg'in sadece parkeye çıkıp rakibine öldürücü darbe vurmayla ilgilenmesi,bonsunun atletizm ve enerjisiyle takımın tamamını yukarı çekmesi ve dudley'le başlayan diğer rotasyon elemanlarının kısa süreli görevlerine inandırılmasıyla(egosu yüksek marcelus kemp bile aldığı o kısa dakikaları trip atmadan tamamlıyordu)sistem hawkins için cennete dönüşmüştü bile.göze belki o batmıyordu ama diğer oyuncular onun ana parça olduğunun bilincindeydiler.hal böyle olunca geçen sene onun altın senesi oldu ve bana kalırsa zirvesini de o sene yaptı.

arroyo gibi sevecek misin bakalım gordon'u
gelelim bu seneye.gs'nin bu yıl kurduğu(kurmaya devam ettiği) kadro hawkins'e geçen seneki takımın lideri sıfatını verir gibi durmuyor.söylediğim gibi yine önemli bir katkı verecektir hawkins ama geçen sezonki yüreğiyle mücadele edeceğini söylemek çok zor.bi kere yeni arroyo'su gordon onu bu sene arroyo'nun yaptığı gibi ön plana itmeyi tercih etmeyebilir,kendisini cska'da izleyenler bu fikrime katılacaklardır.diğer isim henry domercant içinse bişey söylememe zaten gerek yok,henry'nin olduğu bi takımda henry asla 2.plana atılmaz,hatta birinci adam olmayı herşeyden daha çok sever.bkz;unics kazan ve yine bkz:rollerin keskin olduğu efeste tutunamayışı.ayrıca gs geçen sene bjk'nin yaşadığı türk oyuncu kıtlığına benzer bi sıkıntı yaşayacak gibi görünmüyor ve hatta yerlileri gayet ciddi süreler alan ve almaya aday olan isimler(engin atsür,furkan aldemir,göksenin köksal,hatta erwin dudley).koç ataman dar rotasyonun kendisinin en sevdiği sistem olduğunu sölese de gs'de 6 kişinin yüksek dakikalar aldığı diğerlerinin rotasyonu sağladığı bir düzen kurması imkansız çünkü takım yapısı buna uygun değil.daha n'dong ve  milan macvan gibi baya önemli isimler de var ve bunlar da sağlam süreler alan oyuncular.
velhasıl kelam bütün bunlar hawkins'in performansını doğrudan etkileyecektir ve gs'li arkadaşlarıma büyük bir ihtimalle geçen seneki hawkins'i izletemeyecektir.
ayrıca kendisinin ciddi diz sakatlıkları yaşadığını(her iki dizden de) ve geçen sene çok maça iğneyle çıktığını hatırlatmakta yarar var,sakatlanır biter gider demek istemiyorum ama bu sene aynı ağrıları yaşarsa aynı özveriyi gösterir mi emin değilim.
bir de ergin atamanın bjk'den ayrıldıktan sonra ikinci kez takımı taşıma operasyonu bu ve ilkinde efese taşıdığı oyunculardan aynı verimi alamamıştı,hatta o zamanları çok iyi hatırlıyorum çoğu taraftar preston shumpert koçla efese geçtiğinde isyan bayrağını çekmişti ama shumpert'in şu an geldiği aşama herkesin malumu.hawkins için aynı son gelir mi bekleyip görmekten başka çaremiz yok.yazıyı okuyan gs'li dostlarımın da hayallerini kırdıysam özür dilerim,sezon içinde göreceğiz artık ne oluyo ne bitiyo.
ehh benim diyeceklerim bu kadar hawkins,senin de yolun açık olsun bakalım.kaptanlığını,özverini ve kupalardaki emeğini unutmaz bu gönül..


3 Ağustos 2012 Cuma

Gidenlerin Ardından vol.2

maccabi tel avive gittin,kariyerinde büyük bi sıçrama yaptın,belki final-four belki euroleague şampiyonluğu görceksin ama sarı renkler sana gitmez be pops,yakışmaz iğreti durur,boğar seni.
biliyo musun pops göğsüm daralıyor,yüreğim kanıyor,olmasaydı sonumuz böyle.keşke olmasaydı be pops,bitmeseydi bizim öykümüz böyle..


ama en çok bizi sevdin dimi pops?biz baya sevdik de çünkü..

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Yaşam koçu olarak erman kunter





erman kunter ne güzel adam dimi lan?basketi bok götürse bile 'ben bu boktan boncuk çıkarırım siz rahat olun' hissiyatını uyandırıyo insanda.'erman hoca işini bilir'le 'korkma bilader hepsi hallolur' anlamdaş iki cümle gibi geliyo bana.bi de hepimiz basketçi olsak,erman hoca da koçumuz olsa keşke,o zaman bünyede ne paranoya kalır ne de hipokondriya.allah erman hocasız kullarına akıl sağlığı ihsan etsin..(amin)
ayrıca özellikle ve mutlaka bakınız; in erman kunter we trust


resme tekrar baktım da,bu adam orta çağda yaşasaymış kesinlikle martin luther king olurmuş arkadaş.